amanı henüz kimsenin günlerin, ayların, yılların dar kalıplarına sokmaya çabalamadığı dönemdi. ‘İnsanlar’ hayvanlarla konuşabiliyor, şamanlar buzörtüsünün altında uçabiliyordu. Grönland’da küçük yaşta annesini babasını kaybeden Nerrivik adında bir kız çocuğu yaşıyordu. Çoğu kimsesiz gibi sığındığı ailede itilip kakılıyor, azarlanıyor, dövülüyor, köpeklerin artıklarıyla yaşıyordu. Yamalar neredeyse giysi olmuştu üzerine.Yaşadığı kabile bir gün kamp yerini değiştirmeye karar verdi. Sabah erkenden eşyalarını tekneye yükleyip Nerrivik’e haber vermeden denize açıldılar. Uyandığında kimseyi göremeyen küçük kız kıyıya koştu ve henüz fazla uzaklaşmayan sözde ailesine onu geride bırakmamaları için yalvardı, haykırdı. Ama kimin umurunda?.. Gözünü bile kırpmadan buz gibi suya atladı Nerrivik. Var gücüyle yüzüp sonunda tekneye tutunmayı başardı. Fakat adamlardan biri baltayla sol elinin parmaklarını koparınca kızcağız suyun derinliklerinde kayboldu. Bu vicdansızlık kutup bölgesindeki ruhsal varlıkların en güçlüsü olan Deniz Tanrıçası Nerrivik’in doğumuna neden oldu.”
Deniz Tanrıçası kendi etinden doğan hayvanları gözünden bile sakınır. Eğer Inuit, av hayvanlarına kötü davranırsa onları deniz tabanındaki evine saklar. Bu Inuit için açlık demektir.
Öfkeli Tanrıça
“Kopan parmakları foklara, morslara, balinalara dönüşen tanrıçanın içi o gün bugündür intikam duygusuyla dolup taşar. Nerrivik kendi etinden doğan hayvanları gözünden bile sakınır. Eğer avcılar avlarının ruhlarına kötü davranırsa öfkelenir, onları deniz tabanındaki evine götürür, saklar. Bu Inuit için açlık demektir. İşte o zaman şamanın denize dalıp tanrıçadan özür dilemesinden ve avcıların bir daha istemeden bile olsa yanlış davranmayacaklarına söz vermelerinden başka çareleri yoktur. Gönlü alınan tanrıça ancak bundan sonra hayvanları teker teker salar. Onlar da buzdaki deliklerden başlarını uzatarak son nefeslerini açlıktan ölmek üzere olan avcılara sunarlar. Eskiden tanrıçayı ikna etmek pek zor olmazdı lakin Inuitin Beyaz Adam’la el sıkışmasının ardından Nerrivik’i yatıştıracak o kadar az şaman kaldı ki!..”
Soğuk’un anlattıklarını eski limanda denize yerleştirilen Deniz Tanrıçası heykelinin önünde dinliyorum. Hans Egede’nin karşı tepedeki heykeline manalı manalı gülümsüyor. Havariye rağmen Grönlandlıların geçmişteki inançlarına hâlâ bağlı kalmaları hoşuna gidiyor olmalı.
Tanrıçayla vedalaşıp şehre doğru yürürken saçağında rengeyiği boynuzu takılı hardal sarısı ev dikkatimi çekiyor. Soğuk, Hans Egede’nin evi olduğunu söylüyor. 1728’de inşa edilen ev, önünden geçenlere Grönland’ın en eski binası olmakla övünüyor.

Soğuk ve Verimsiz
Şehirde aylaklık yaparken Soğuk’a Beyaz Adam’ın 19. yüzyılda Grönland’ın başına neler açtığını soruyorum. “Norveç, 1814’te Kiel Antlaşması’yla Napolyon Savaşları’nda Fransa’dan yana çıkan Danimarka’dan koparıldı. Soğuk ve verimsiz Grönland topraklarını bölüşmekse galiplerin aklına gelmedi. Fakat İsveç’le birleşen Norveç adanın doğu kıyılarını işgal etti.
Dış dünyayla ilişkileri uzun süre kopuk kalan ada Kuzeybatı Geçidi keşif seferlerinin tekrar başlamasıyla bilinmeze yapılan yolculuk öncesi son ikmal noktası olarak önem kazandı. James Ross, Clark Ross, John Franklin gibi kaptanları ada kıyılarında görmeye başladık. Grönland 1840’lardan itibarense buzla kaplı dünyanın nasıl bir ortam olacağını merak eden biliminsanlarının çalışma alanı haline geldi. Öte yandan Kuzey Kutbu’nu keşfeden ilk insan olma peşindeki kâşiflerin bir kısmı için de Grönland sıçrama tahtası oldu. Ben tabii biliyordum ama ABD’li Robert E. Peary 1892 ile 1900 yılları arasında çıktığı keşif seferlerinde Grönland’ın kuzeyine ulaşarak merak edenlere burasının etrafı deniz buzuyla kaplı bir ada olduğunu kanıtladı.
Unutmadan söyleyeyim, 1851’de Grönlandlıların hayatında önemli bir değişiklik oldu. Samuel Kleinschmidt adlı rahibin hazırladığı alfabe sayesinde Inuit halkı belleklerini sonraki nesillere sadece sözlü değil yazılı olarak da aktarma olanağına kavuştu.
Ve verem. Muhtemelen gemicilerle gelen verem dünyada hiçbir insan topluluğuna yapamadığını 1900’lerin başında Grönlandlılara yaptı. Adanın batı kıyısında yaklaşık 30 bin olan Inuit nüfusu 9-10 binlere düştü.”

Nihayet Tescil
“Bu arada Danimarka istediği kadar Grönland’ı kendi toprakları olarak kabul etsin başta tüccarlar, balina avcıları ve kâşifler ısrarla bu iddiayı duymazdan geldiler. Hatta ABD 1917’ye kadar Danimarka’nın hükümranlığını kabul bile etmedi. Ne zaman Danimarka Karayipler’deki Virgin Adaları’nı ABD’ye sattı ancak o zaman tanıdı. 1924’te Norveç’in adanın batısında avlanma yetkisi dağıtmaya başlamasıyla Grönland’ın toprak bütünlüğü bir kez daha tehlikeye girdi. Uluslararası Adalet Divanı’na müracaat eden Danimarka nihayet 1933’te adanın kendisine ait olduğunu tescil ettirdi.
ABD Soğuk Savaş döneminde uçaklarını konuşlandırmak için dev bir hava üssü inşa edince adada ‘zıpkınlarıyla yaşayanlar kendilerini bir anda Atom Çağı’nda bulur.
Kopenhag, 1941’de Berlin’in Grönland’ı işgal etmesini önlemek amacıyla Washington’la adanın savunmasına yönelik bir anlaşma imzaladı. Buna dayanarak ABD Kuzey Atlantik’teki hava ve deniz trafiği ile hava durumunu takip etmek üzere telsiz, radar ve meteoroloji istasyonları kurdu, pistler inşa etti. II. Paylaşım Savaşı bitince Grönland’ı terk etmek istemeyen ABD Danimarka’ya 100 milyon dolar önerdi ama mal sahibi bu teklifi ciddiye almadı1. 1947’de Soğuk Savaş başlayınca ABD bu kez adada iki Erken Uyarı İstasyonu kurdu. 1951’deyse gerektiğinde SSCB’yi kolayca bombalamayı planlayan ABD Grönland’ın kuzeybatısında ağır bombardıman uçaklarını konuşlandırmak için dev bir hava üssü inşa edince adada ‘zıpkınlarıyla yaşayanlar kendilerini bir anda Atom Çağı’nda buldu2.’
1953’te Grönland koloni statüsünden çıkarılıp Danimarka’nın bir parçası haline getirildi. Dağınık halde yaşayan kabileler 1960’lardan itibaren yeni kurulan köy ve kasabalarda toplanmaya mecbur edildi. Amaç ‘İnsanlar’ı asimile etmekti. Danimarkalı yöneticiler, geleneksel evlerinden çıkartıp merkezi ısıtmalı modern konutlara yerleştirdikleri ada halkına modern bir yaşam sunduklarını zannederek birbirlerini kutladılar. Deriden yapılmış kayağın yerini alüminyum tekne, küreğin yerini kıçtan takma motor, köpekli kızağın yerini motorlu kızak, fok etinin yerini hamburger, fok derisinin yerini hazır giysi alınca Inuit halkının şükran duyacağını düşündüler. Dayatılan değişikliklerin Inuitin binlerce yıllık yaşam tarzını ve sağlığını tehlikeye atacağı hiç kimsenin aklına gelmedi. Parayla tanışmaksa hiç yaramadı Grönlandlılara. Elindeki fazla yağı, eti, deriyi komşusuna vermek yerine satıp yastıklarının altına koydukları paranın üzerinde uyumaya başladılar. Ama çoğunu uyku tutmuyordu artık. Çünkü kalp ve şeker hastalıkları, obezite, işsizlik, mutsuzluk rahat bırakmıyordu.”

Omurgası Balina Kemiğinden
Şehirdeki rotamız eski adı Eskimoloji Müzesi olan Grönland Ulusal Müzesi’ne çıkıyor. Inuit kültürünü, adanın tarihini anlatan sergiler ‘İnsanlar’ın daha birkaç nesil öncesine kadar bambaşka şartlarda yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Ulusal arşivin de bulunduğu müzede Kutup Dairesi’nin 300 km kuzeyinde taş yığılı mezarlarda bulunduklarından ‘Buz Mumyalar’ adı verilen ve 500 yaşında oldukları belirlenen dört de mumya var. Knud Rasmussen’in çektiği belgeseli izledikten sonra müzeden ayrılıyoruz.
Ilulissat’ta olduğu gibi burada da bağımsız konutların yanı sıra blok apartmanlar var. Soğuk’a mümkünse geleneksel bir Inuit evi göstermesini rica ediyoruz. “Nerdee!..” diyor. “1960’lardan itibaren o evler terk edildi. Oysa duvarları taş ve turbadan, çatı omurgası balina kemiğinden yapılan, üstü de rengeyiği veya fok derisiyle kaplanan geleneksel evler ne kadar da ihtiyaçlarına uygundu. Isı yalıtımı için evlerin ancak bir buçuk, iki metresi toprak üstünde olurdu. Bu basık ve tek odalı evlerde bütün aile bir arada yer, içer, yatar, doğal ihtiyaçlarını giderirlerdi. Tabii gelen konuklar da… Çoğu yerde birkaç aile büyük evlerde bir arada yaşardı. Evin tabanı fok veya rengeyiği derisi, pencerelerse ışığın içeri girmesini sağlamak için fok bağırsağıyla kaplanırdı. Aydınlanmak ve ısınmak amacıyla balina ya da fok yağı yakılırdı. Lambalar ocak yerine de geçerdi.
Kışın mikrop yuvası haline gelen evlerin çatıları nisan gelince açılır, evler havalanırken kabile fok derisi kaplı çadırlara taşınırdı. Grönlandlılar hem evlerde hem çadırlarda çoğunlukla çıplak yaşardı. Şimdiyse toplama kampına benzer bloklarda yaşıyorlar. Bağımsız evlere göre daha ucuz olan toplu konutlarda bile ev sahibi olmak için ‘İnsanlar’ 15 yıl sıra bekliyor.”
Yolumuz çarşıya düşüyor. Her şey Danimarka’dan geldiğinden ateş pahası. Sokak aralarında tezgâh açan yerliler fok derisi, oyuncaklar, hediyelikler, CDler, basit elektrikli cihazlar satarak bütçelerindeki açığı kapatmaya çalışıyorlar. Soğuk, adada işsizlik oranının yüzde 9 civarında olduğunu ve gittikçe arttığını söylüyor. Birkaç balık fabrikası, küçük çapta madencilik ve hayvancılık dışında iş alanı yokmuş. Bu yüzden özellikle genç nüfus Danimarka’ya göçüyormuş. Özetle ada özerkliğini kazansa da Danimarka’nın göndereceği paraya muhtaç. Soğuk, Grönland’da 50 yıl önce 32 olan ortalama insan ömrünün belki 65’e çıktığını ama alkol bağımlılığı, bunalım ve intiharın da alıp başını gittiğini ekliyor. “Yine biliminsanlarından duydum,” diyor. “Aslında ada petrol ve soylu metal zenginiymiş. Halk da buzörtüsünün erimeye başlamasıyla bakır, kurşun, çinko, kalay, demir, molibden, krom, elmas, altın ve uranyum gibi madenlerle petrol yataklarının işletilmesinden elde edilecek gelirle beyler gibi yaşayacaklarını umuyor. Son zamanlarda büyük şirketler bu yüzden ilgi gösteriyor Grönland’a. Emin ol Beyaz Adam’ın düşündüğü yalnızca para. Ne anamız Tabiat umurunda ne de Inuitin binlerce yıllık kültürü.”
Bir diğer umut da turizm. Yazları gece yarısı güneşine, kışları batmayan aya, gökte dans eden kuzey ışıklarına, nehir gibi akan buzullara, biri diğerine benzemeyen buzdağlarına bel bağlıyorlar
En Büyük Ceza
Bir zamanlar konukseverlikleriyle ünlü halk yabancılara karşı mesafeli duruyor gibi geliyor bana. Acaba Beyaz Adam tarafından uzun süre aşağılandıklarından mı diye aklımdan geçmiyor değil.
Soğuk’a Grönlandlıların anlaşmazlıkları nasıl çözdüklerini soruyorum. “Eğer taraflardan biri Danimarkalıysa mahkemeye gidiliyor. Ama her ikisi de Inuitse av üzerinde hak sahibi olmak ve avların bölüşümü, borç ve ödünç alma, pişmanlık, evlat edinme, miras gibi konularda anlaşmazlıklar geleneksel kurallara göre çözülüyor. Bazı bölgelerdeyse sizdeki âşık atışmasına benzer bir yöntemle adaleti sağlıyorlar. İki taraf da kasnaklarını alıp kabiledeki herkesin katıldığı bir toplantıda atışır. Rakibini küçük düşüren, seyirciyi en çok güldüren kazanır. Inuit toplumunda en büyük ceza aşağılanmaktır. Diğer önemli cezalarsa sürgün etmek, görüşmemek, konuşmamak…”


Ava Saygı
Yolumuz balıkhaneye düşüyor. Liman yunusları, halkalı foklar müşteri bekliyor. Ziyaretçilerin bazıları, özellikle Kuzey Amerikalılar eti kasap reyonlarında donmuş ya da paketlenmiş gördüklerinden yüzgeçleri, kafaları kesilmiş, bağırsakları dışarı dökülmüş hayvanlar ve kanlı balina etleri karşısında rahatsız oluyorlar. Oysa yüzlerindeki çizgiler buzulların üzerindeki çatlaklar kadar derin ‘İnsanlar’ın değil birbirlerine, avlarına bile saygılı davrandıklarını, avladıkları hayvanlara teşekkür ettiklerini, ruhlarını sakinleştirmek, öç almalarını önlemek amacıyla ağızlarına tatlısu döktüklerini bilseler… Burada hiç kimse Afrika’ya gidip dürbünlü tüfekle vurduğu zavallı gergedanın, aslanın, geyiğin üzerine ayağını basarak çektirdiği fotoğrafı evine asan muzaffer Beyaz Adam pozunu vermeyi aklına getirmez. Soğuk, “Av hem Gröndlandlılar hem de köpekleri için hayat memat meselesidir,” deyip ekliyor: “Bir deyiş vardır burada: ‘Beş bin yıl boyunca fokları, denizgergedanlarını, morsları, balinaları takip ettik ve hayatta kaldık.’ Evet, Inuitin hayatta kalması avlanmasına bağlıdır. Son yıllarda Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun verdiği kota çerçevesinde Grönlandlıların balina avlamalarına izin çıksa da onlar için pek bir şey fark etmedi. Zaten önceden de sadece ihtiyaçları kadar avlıyorlardı.
Giysileri, kayakı hayvan derisinden yapılmış avcı, yine hayvan kemiğinden yaptığı zıpkınıyla avlandığından avıyla bütünleşir, av onun bir parçası olur sanki.
Soğuk, Grönlandlıların böbürlenmeyi seven Beyaz Adam’ın aksine nasıl avlandıklarını anlatırken hiç övünmediklerini vurguluyor. “Oysa doğal ortamında insandan çok daha üstün olan foklar, morslar hiç de kolay avlar değildir. Zıpkınlanınca kayaka, avcıya bile saldırmayı göze alırlar. Hele kayakı devirirlerse bu güçlü hayvanların ustura keskinliğindeki dişlerinden kurtulmak zordur. Bu nedenle avcı derhal karar verip zıpkınını fırlatarak tek seferde can alıcı noktaya isabet ettirmek zorundadır. Grönlandlı avcılar o kadar cesurdur ki tek başlarına bir balinaya bile saldırmaktan çekinmezler. Ölümle arasında daracık bir eşik olan avcı başarısını ya birkaç sözcükle geçiştirir ya da ‘gördüm, zıpkınladım, öldürdüm,’ diyerek yaptığını sıradan bir işmiş gibi anlatır. Giysileri, kayakı hayvan derisinden yapılmış avcı, yine hayvan kemiğinden yaptığı zıpkınıyla avlandığından avıyla bütünleşir, av onun bir parçası olur sanki.


Değişen iklim burada her şeyi olduğu gibi geleneksel avcılığı da etkiliyor. Grönlandlının da kutup ayısı gibi denizin donmasına ihtiyacı vardır. Oysa kardeşim Sıcak yüzünden denizbuzu artık ya iyice azaldı ya da yok. Bu nedenle özellikle adanın güney bölgelerinde avcılar eskiden kadın işi diye aşağıladıkları balıkçılığa başladılar. Böylece sahipleri Danimarkalı olan balık fabrikalarına bağımlı hale geldiler. Hiç hoşnut değiller ama çaresizler. Özellikle yaşlılar dükkânlarda satılan hazır gıdalar ve ürünler yüzünden bir süre sonra gençlerin av kültürünü unutacağından korkuyor. Burada oğlan çocuklarının ilk avı çok önemlidir ve bu mutlaka kutlanır. Çünkü yaşı ne olursa olsun ancak avladığı ilk hayvan onun bir yetişkin olduğunu kanıtlar. Bu arada, Inuit halkı çocukların atalarının ruhlarını, bilgeliklerini taşıdıklarına inanır, bu yüzden de dokunulmazlıkları vardır ve küçüklüklerinden itibaren özgür bırakılırlar. Onlara yapılan kötü muamele atalara yapılmış sayıldığından hiç hoş karşılanmaz.”

Akşam oluyor. Yeryüzünün en zor şartlarında hayatta kalmayı başaran, çocukları el üstünde tutan, avına bile saygı gösteren ‘İnsanlar’ın yaşadığı Grönland’dan ayrılma vakti geliyor. Parlak saten benzeri buzörtüsüyle, mermerden ırmakları andıran buzullarıyla, Tabiat Ana’nın eşsiz sanat eserleri olan buzdağlarıyla, tüle benzeyen sisiyle, gökyüzünde dalgalanan kuzey ışıklarıyla vedalaşma zamanı.
Gemimiz Kuzeybatı Geçidi’ne gitmek üzere Davis Boğazı’na doğru yola çıkıyor. Yalnızca buzörtüsünün değil zamanın da hızla eridiği Grönland dümen suyumuzda. Soğuğu, karı, dağı, buzuluyla; balinaları, fokları, morslarıyla… Issız, sessiz, yalnız… Dünyanın tepesinde…
DİPNOTLAR
1. 2019’da Danimarka’nın Grönland’a yıllık 500 milyon dolarlık parasal desteği vermekte zorlandığını duyan ABD Başkanı D. Trump ülkesinin adayı satın almaya hazır olduğunu açıkladı.
2. ABD 1960’ta Thule şehri yakınında buz tabakasının altına buzulbilim araştırmaları için ama aslında nükleer santrali ve 600 kadar atom başlıklı füze fırlatma rampası olan Camp Century adlı üssü Danimarka’ya haber vermeden kurmuş. Fakat dönemin en güçlü ülkesi teknoloji dinlemeyen buzula laf geçiremeyince altı yıl sonra üssü terk etmek zorunda kalmış.
KAYNAKÇA
1. Greenland History and Culture, Leo Abbott. Sonit Education Academy, 2016.
2. Greenland, Madelyn Klein Anderson. Dodd, Mead&Co., 1983.
3. The History of Greenland, Finn Gad. Montreal McGill-Queen’s University Press, 1971.
4. This Cold Heaven, Gretel Ehrlich. Fourth Estate, 2002.
5. The Ice at the End of the World, Jon Gertner. Random House, 2019.
6. Eskimo Life, Fridtjof Nansen. Spottiswoode & Co., 1893.
7. Eskimo Folk-Tales, Knud Rasmussen&W.J.Alexander Worster. Okitoks Press, 2017.
8. A History of Arctic Exploration, Matti Lainema-Juha Nurminen. Conway, 2001.
9. Ultima Thule, Jean Malaurie. W.W. Norton & Company, 2003.
10. A Naturalist’s Guide to the Arctic, E.C. Pielou. The University of Chicago Press, 1994.
11. Yol Bilenler, Wade Davis.Kolektif Kitap, 2015.
12. National Geographic, The Arctic is Heating Up. 09.2019
13. Canada’s History, Tides of Change. Noah Nochasak, Oct.-Nov., 2023.
14. https://archive.org/details/in.ernet.dli.2015.89348
15. https://babel.hathitrust.org/cgi/pt?id=uc1.$b59339&view=1up&seq=1
Leave a Reply