KUZEYBATI GEÇİDİ'NİN KİLİTLERİ ( BÖLÜM 7 )

Gezen Görür

S

abah kar ve sise uyanıyoruz. Denizbuzu her yönden sıkıştırıyor gemiyi. Kuzeybatı Geçidi’ne serdiği yatağa sere serpe uzanan buz, gece boyunca gemi ekibini ayakta tutmuş. Bir zamanların kâşifleri gibi buza esir düşme endişesi içindeki kaptan köprüüstünden ayrılmamış. Gemimiz büyük kütlelerin arasında yol alıyor ama önümüzü kestiklerinde üzerlerine gitmekten başka çare kalmıyor. İşte o zaman karinadan gelen sesler en soğukkanlı olanı bile ürkütüyor. Öğlene doğru Lancaster Sound'dan çıkıp açık denize kavuşuyoruz. Böyle birden bire buzlardan kurtulduğumuza şaşırdığımı gören Soğuk yanıma yaklaşıp büyük polinaya girdiğimizi söylüyor. Öğleden sonra kaptan hem mürettebatı biraz nefeslendirmek hem de gerilen yolcuları rahatlatmak düşüncesiyle kalın buzörtüsüyle kaplı Devon Adası’yla Philpots Adası arasındaki güvenli sulara demirliyor. Dağların arasındaki vadilerden denize dev diller gibi uzanan sağlıklı buzullar birleşip geniş bir kuşak halinde kıyıyı kaplıyor. Tam karşımızda Tabiat Ana’nın eşsiz sanat eserlerini yonttuğu dev blokların çıkarıldığı mermer ocaklarından biri var; buzdağı üretimi tüm hızıyla sürüyor, gece gündüz…

Devon Adası'ndaki buzul dillerinin birinin önünde Tabiat Ana'nın eşsiz sanat eserlerinden biri uzun ama son yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor.

Kuzeyimizde ilk kez bir buzsahanlığı görüyorum. Göz alıcı. Hayran hayran seyrederken Soğuk, “Bunu oyuncak sandığımdan yeni çıkardım,” diyor. “Kalınlığı 200 m’ye yakın, genişliğiyse 4 km. Buzsahanlıkları Inuit avcıları ve kutup ayıları için birer yüzen adadır. Bazan da kazazedeler için… Yanlış hatırlamıyorsam 1872 Ekim’i idi. Kuzey Kutbu’nu fethetmek amacıyla yola çıkan Polaris adlı ABD gemisi yerleştirdiğim buzdan kilitler tarafından parçalandı. Mürettebat ve keşfe rehberlik eden yerliler ki aralarında karıları ve çocukları da vardı, tahlisiye sandalıyla gemiyi terk ettiler. Ardından da hep birlikte adadan tek farkı sürüklenmek olan bir buzsahanlığının üzerine çıktılar. Kazazedeler zoraki yolculuk sırasında yakaladıkları foklarla hayatta kalarak kışı geçirdi. Gayet rahat süren yolculuk baharda erimeye başlayan buzun parçalanmasıyla tehlikeli olmaya başladı. Gittikçe küçülen buzun üzerinde hamile bir kadın doğum bile yaptı. 193 gün ve 1.300 mil süren yolculuk 30 Nisan’da Newfoundland açıklarında fok avlayan bir gemi tarafından kurtarılmalarıyla tamamlandı.”

 

Tundrayı kaplayan karın altında son demlerini yaşayan bitkiler, kızışma döneminin ardından düşen rengeyiği boynuzu, kutup ayısına yakalanan fokun omuru... Aralarına karışıyor, uzanıyor, dağılıyorum; tundra oluyorum.

Öğleden sonra botlara binip Philpots Adası’na çıkıyoruz. Buzultaşlar kışın yumuşak ayak sesleriyle kaplı. İncecik kar tabakasını delen kutup gelinciğinin çiçekleri hâlâ üzerinde. Kıyıdan biraz içerideki minik gölün etrafında dolaşarak gemide paslanan eklemlerimizi açıyor, tertemiz kutup havasıyla soluklanıyoruz. Soğuk, “İyi ki daha erken gelmediniz. Yoksa çok can yakan parmak büyüklüğündeki sivrisinekler, yapışkan atsinekleri gibi yırtıcılardan canınızı zor kurtarırdınız,” diye takılıyor. “Kışa hazırlanan canlılar aydınlıktan karanlığa uyum sağlayacak şekilde metabolizmalarını çoktan değiştirdiler. Kutup tilkileri yaban farelerini kışı geçirecekleri yuvalarına istifledi; kutup tavşanları, sansarlar kışlık beyaz kürklerini sırtlarına geçirdi; misk öküzleri, rengeyikleri üşümemek için tüylerini uzattı. Hepsinin amacı bölgede yaşayan İnsanlar gibi kışı atlatabilmek.”

İncecik kar tabakasını delen kutup gelinciğinin çiçekleri hâlâ üzerinde.
Fiyorttaki heykel sergisi hayranlarını ağırlıyor.

Denizkanaryaları

Vakit ilerledikçe sis bastırıyor. Görüş mesafesi iyice azalınca kaptan gemiye dönmemizi istiyor. Bota tam binerken Soğuk yanımıza geliyor: “Acele etseniz iyi olur. İleride suda cıvıldaşan kanaryalar var: Yaklaşık 1,5 ton ağırlığında, 4,5 m uzunluğundaki akbalinalar. Bence yanlışlıkla balina demişler. Zaten bazıları da denizkanaryası der. Repertuarları zengindir; şakır, çıtırdar, ıslık çalar, öter, çınlarlar… Hem de su üstünden duyulacak şekilde. Buralıların beluga dediği akbalinalar belki utangaç, ürkektir ama kendi aralarında sosyaldirler. Dişili, erkekli gruplar halinde yaşarlar. Hatta çiftleşme zamanı binlercesi bir araya gelir. Dünyada en çok bu sularda yaşarlar. Diğer balinaların aksine zamanlarının çoğunu yüzeye yakın geçirirler. Fakat gerektiğinde 600 m’ye dalıp dipte 20 dakika eşelenerek beslenirler. Bakma cüsselerinin diğer balinalardan küçük olduğuna, 1 m kalınlığındaki buzu kıracak kadar güçlülerdir. Sırt yüzgeçleri olmadığından buzun altındaki sığlıklarda yüzebilirler. 30-40 yıl yaşayan akbalinalar her yıl deri değiştirir. O zaman sığlıklara gelip zemindeki çakıllara, kumlara sürtünerek dökerler derilerini. Geniş yan yüzgeçleri sayesinde geri geri bile yüzebilirler. Alınlarındaki kavun biçimindeki çıkıntının içindeki yağ sayesinde gönderdikleri ses dalgalarıyla yerlerini ve etraflarındaki diğer canlıları belirleyebilirler. Dipteki omurgasızlara, kumbalıklarına, fenerbalıklarına, kutup morinalarına, kömürbalıklarına bayılırlar. Yerliler de onlara bayılır. Hele çiğ yedikleri derilerine… Yağlarıysa Inuit evlerini ışıtır, ısıtır.”

Akbalinalar, biraz önce utangaç olduklarını söyleyen Soğuk’u yalancı çıkarmak istercesine botlarımıza yaklaşıyor. Rehberler motorları durdurunca üç dört metre yakınımıza kadar geliyorlar. Yüzlerindeki ifade, seneler önce ilk kez Valencia’daki akvaryumda gördüğüm mutsuz iki akbalinanınkinden o kadar farklı ki. Gülümsüyorlar sanki. Dar bir akvaryumun cam duvarları yerine sonsuzluk kadar geniş sularda özgürce dolaştıklarından olsa gerek. Onlarca akbalina yalnızca fiyordun karanlık sularını değil sisi de ağartıyor. Nerrivik, sen nelere kadirsin!..

Gemiye çıkınca önümüzdeki günlerde havanın soğuyacağı, buzlanmanın daha da artacağı haberi geldiğinden birkaç gün önce uğradığımız Pond Inlet’e dönüp gemiyi terk edeceğimizi öğreniyoruz. Tabiat Ana böyle uygun görmüş. Kuzeybatı Geçidi’ni aşmak artık başka bir bahara…

Güvenli Ellere Teslim

Baffin Adası kıyılarına doğru yol alırken Norveçli kâşif Amundsen’in mücadelesine tanıklık eden Soğuk’un peşine düşüyorum. Püfür püfür esen Rüzgâr’la sohbet ettiği başüstü güvertesinde buluyorum bizimkini. Kardeşi izin isteyip açıkdenize doğru kanatlanırken o anlatmaya başlıyor: “13 Ağustos 1905’te ekibin aylardır onlara kol kanat geren Netsilik kabilesiyle vedalaşması hüzünlüydü. Beyaz Adam’ın başlarına ne işler açacağını bildiğinden Amundsen onlara ‘medeniyetin hiçbir zaman ulaşmamasını’ diledi. Küçük gemi Simpson Boğazı’nı dolduran buz kütlelerinin arasındaki kanallarda zikzak çizerek zor da olsa ilerledi. Ekiptekiler Queen Maud Körfezi’ne ulaştıklarında artık rahat edeceklerini düşünüyorlardı. Oysa bir önceki kış yerleştirdiğim buzlar o yaz Sıcak buralara gelemediğinden erimeyince güneye inemediler. Kuzeydeyse irili ufaklı adalar ve kayalıklar ekibi çok zorladı.

Derinliği sürekli iskandil ederek nihayet ayın 17’sinde Victoria Adası’nın güneyindeki Cambridge Bay’e ulaştılar. Amundsen doğru yerdeydi çünkü burası Bering üzerinden gelerek geçidi arayan kâşiflerin geri dönmek zorunda kaldıkları yerdi. İşler yolunda giderken şiddetli akıntı ve manyetik sapmanın büyüklüğünden dolayı kerteriz alamamaları Gjøa’nın Victoria Adası’yla anakara arasındaki seyrini hayli güçleştirdi. Fakat ekibin azmi, akıntı ve sapmayı yenince Victoria ile Banks Adaları arasında bugün Norveçli kâşifin adını taşıyan körfezde San Fransiscolu bir kaptanın yönetimindeki balina gemisiyle karşılaştılar.

Tam Beaufort Denizi’ne çıkmak üzereyken Amundsen’in iradesini, sabrını ve dayanıklılığını son kez ölçmek istedim. Öyle ya, yıllardır gözüm gibi sakladığım geçidi teslim edeceğim kâşifin doğru insan olduğundan emin olmalıydım. O yıl kimsenin beklemediği bir zamanda kışı saldım üzerlerine. Gjøa ile birlikte 12 balina gemisi buzların arasında mahsur kaldı. Ekip kışı King Point’te geçirirken Amundsen İsveç’le savaşa tutuşan ülkesinden haber almak amacıyla kızakla 500 mil uzakta, Alaska’daki Eagle City’ye gitti ve Mart’ta döndü. 1906 baharından itibaren Amundsen ve Gjøa’ya destek olmaya karar verdim. Çünkü yıllardır biriken tecrübelerle yeni teknolojilerin sağladığı kolaylıklar sayesinde kilitlerimin işe yaramayacağı, birisinin er ya da geç geçidi aşacağı belliydi. Hiç olmazsa takdir ettiğim cesur birisinin olmalıydı bu onur.

Lâkin 1906 Gjøa’ya pek uğurlu gelmedi. Manyetik gözlemlerden sorumlu olan makinist Gustav Wiik hayatını kaybetti. Amundsen’in ekibe aldığı Manni adındaki Inuk ise kuş avlarken silahı geri tepince denize düşüp boğuldu. Ağustos’ta tekrar demir alan Gjøa yola çıktıktan üç yıl sonra 30 Ağustos 1906’da Bering Boğazı’nı geçerken Amundsen ve ekibi de tarihe geçti. İşte böyle Kuzeybatı Geçidi’nin 409 yıl süren hikâyesi. O günlerde Amundsen’in sevincine ben de katıldım. Geçidi emin ellere teslim ettiğimi düşündüğümden içim rahattı. Ama korkarım pişman olacağım. Hele son yıllarda insanoğlunun Tabiat Ana’mızın başına açtıklarını görünce… İçim daralıyor, izninle yarın devam edelim.”  Soğuk’u teselli etmeye çalışıyorum ama zor. Kim bilir nelere şahit oldu?.. O izin isteyip içini soğutmak üzere buzlara giderken ben de ısınmak üzere kamaraya çekiliyorum.

Gjoa 31 Ağustos 1906'da Alaska'da. Vancouver Deniz Müzesi.
Sürekli çizgi gemimiz Ocean Adventurer'ın, siyah kesik çizgi ise Roald Amundsen'in gemisinin izlediği rota.

Cennet’in Kutup Sürümü

Gece ekip liderimizle kaptan gemideki son günümüzde bizi Baffin Adası’nın kuzeyindeki Coutts Inlet’te ağırlamaya karar vermişler. Sabah fiyordun kuzey kolunun dik ve yüksek dağları arasında gözümüzü açıyoruz. Kahvaltı yerine manzarayla doyuruyoruz karnımızı. Karanlık ve derin sularda ilerlerken gördüğümüz buzullar günümüzü aydınlatıyor. Vadilerden dalga dalga inen buzdan nehirlerin bazıları fiyorda kavuştuğu için mutlu. Bazılarıysa Sıcak nefeslerini boğazlarına tıkadığı için mahzun. Fiyorda ancak gözyaşları ulaşıyor. Her geçen gün de kıyıdan biraz daha uzaklaşıyorlar. Dağların eteklerindeki sis tabakası insana kendisini rüya âleminde hissettiriyor. Karşımdaki olsa olsa Cennet’in kutup sürümü…

Öğlene doğru fiyordun dibine ulaşıp demirliyor, bir buzulun çok önce terk ettiği yatakta karaya çıkıyoruz. İrili ufaklı buzultaşların arasından tepeye tırmanırken bir yerliye sorulan ‘Tanımadığın bir yere geldiğinde ne yaparsın?’ sorusuna verdiği cevap aklıma geliyor; “Dinlerim,” demiş adam. “O kendini anlatır.” Önüme çıkan rengeyiği boynuzunun kurtların pençesinde nasıl kıvrandığını anlatmasını beklerken o bir erkek geyiğin her yıl olduğu gibi kızışma dönemi ardından düşen boynuzu olduğunu söylüyor. Ya şu fok omuru? O ise “Kutup ayısına hazırlıksız yakalanan bir halkalı foka aidim,” diyor. Bir anda karşıma çıkan yere çakılı jeodezi1 işareti Kanada’nın, sahiplendiği bu topraklar üzerinde bilimsel çalışmalar yaptığını söylüyor. Bitkiler hep bir ağızdan kıştan önce son demlerini yaşadıklarını ama tohumlarını çoktan rüzgâra saçtıklarını anlatıyorlar. Ayağıma takılan bir buzultaş tepeye kadar çekilen buzulun binlerce yıl önce kayarken parçaladığı sert granit bloklardan birinden arta kaldığını söylüyor. Daha sertleşmemiş dışkılardaysa kar ve don bastırmadan son taze otlarla beslenmeye çalışan misk öküzlerinin telaşı var. Canlısı, cansızı hepsinin anlattıkları birbirinden ilginç. Aralarına karışıyor, dinliyor, yayılıyor, uzanıyor, dağılıyorum; tundra oluyorum.

Bembeyaz kutup tavşanının zıplayarak önümden geçmesiyle kendime geliyorum. Sığındığı kayanın ardında arka ayakları üzerine kalkıp muhtemelen ilk kez gördüğü garip iki ayaklı yaratıkların niyetini anlamaya çalışıyor. Labrador Inuiti rehberimiz bunların bildiğimiz tavşanlardan farklı olduklarını söylüyor: Yabanî tavşanın yavruları yeraltındaki yuvalarda kör ve tüysüz doğarken kutup tavşanlarınınkiler yeryüzünde gözleri açık ve tüylü doğarmış. Onları zorlu kış koşullarında rahat ettiren kalın, yumuşak, parlak ve ipeksi beyaz kürkün yerini yaz gelince kısa boz ya da gri tüylerden oluşan kürk alırmış. Ayrıca 5 kg’a varan ağırlıklarıyla yabani tavşanlardan çok daha irilermiş. Kutup tavşanının meraklı bakışları altında tepeye ulaşıyoruz. Önümüzde uzanan fiyordun suyu sanki bir ayna. Karşı kıyıda suya kadar inen buzulun yansıması denizin derinliklerine doğru daldığı yanılsamasına yol açıyor.  Fiyortta açık sulardakinden farklı bir heykel sergisi var. Mermerin süt beyazı, damarlısı kuğu olmuş, tavşan olmuş; melek ile cüce olmuş; kanepeye yanlamasına uzanıp içkisini yudumlayan Romalı bir dilber olmuş, koyun sakin sularında hayranlarını ağırlıyorlar.

Coutts Inlet. Buzultaşlar kışın yumuşak ayak sesleriyle kaplı. Vadiden dalga dalga inen buzdan nehir fiyorda kavuştuğu için mutlu. İnsan kendisini rüya âleminde hissediyor. Karşımdaki olsa olsa Cennet’in kutup sürümü.

Bayrak Gösterenler

Karadaki gezimizi tamamlayıp gemiye dönüyoruz. Dinlendikten sonra güvertede Soğuk’la buluşuyoruz. 20. yy’da Kuzeybatı Geçidi’nde neler olduğunu öğrenmenin peşindeyim. Soğuk, o yıllarda Doğu’nun zenginliklerine farklı yollardan ulaşılınca geçidin ticarî ve stratejik açıdan önemi kalmadığını söylüyor. “Ayrıca ele geçirildiği için çekiciliğini de kaybetmişti. Çil çil şöhret peşindeki kâşiflerin ilgisi Kuzey Kutbu, Güney Kutbu, Himalayalar, okyanusları havadan veya denizden tek başına aşmaya kayınca kimse dönüp Kuzeybatı Geçidi’nin yüzüne bakmaz oldu. Ne zaman ABD geçit üzerinde hak iddia etmeye başladı işte o zaman Kanada, Kutup Bölgesi’ndeki topraklardaki egemenliğini perçinlemek amacıyla St. Roch adlı uskunayla 1940-1942 yıllarında Kuzeybatı Geçidi’ni aşarak bayrak gösterdi. 1954’te ABD’ye ait Northwind ve Burton Island adlarındaki iki buzkıranın buzları paramparça ettiğini görünce üzerine titrediğim geçidin elimden tamamen kaydığını hissettim.

1969’da geçitte seyreden ilk ticarî gemi olan, pruvası buzkıran haline getirilmiş ABD bayraklı Manhattan adındaki tankere rastladığımda neler düşündüğümü bilemezsin. Geçidin yolgeçen hanına dönmemesi için elimden geleni ardıma koymadım ama kendisi yetmezmiş gibi güçlü buzkıranların da desteğini aldığından ne yaptıysam engelleyemedim. Hele 2000 sonrası film iyice koptu2. 2007 yaz aylarında kardeşim Sıcak geçitte ilk kez buz bırakmadı. Ben bile zor kaçtım. Aynı yıl Rusların denizaltı araçlarıyla yüzeyin 4,26 km altında kutup noktasına titanyumdan yapılma bayrak dikmesiyle sular iyice ısındı. İlerleyen yıllarda egemenlik iddiaları bu suları belki de kaynatacak.

2016’da Crystal Serenity adlı lüks gemiyi bin yolcusuyla buzkıran yardımı olmadan bu sularda görünce gözlerime inanamadım. Ertesi yıl aynı rotadan geri döndü. Neyse ki bir daha onun kadar büyük gemi görmedim. Tabiat Ana korusun, başına bir kaza gelse o kadar yolcuyu kim kurtarır, sızan yakıtın yol açtığı felaketin boyutu ne olur, kim temizler?.. Bu nasıl bir aymazlık?  Çinliler de Asya’yla Avrupa limanları arasındaki seyir süresini iki hafta kısaltacak Kutup İpek Yolu arayışında. 2019’dan beri Kuzey Kutup Okyanusu’nun buzdan arınmış sularında harp gemileriyle boy gösteriyorlar.” Soğuk anlatıp dert yandıkça bu sularda dolaştığım için biraz da suçlu hissediyorum kendimi. Ama hiç değilse bizimki 100 yolcusu olan küçük bir gemi. Seferi düzenleyen şirket de Tabiat Ana’ya saygılı, kaptan tedbirli. Soğuk’un anlattıklarından sonra gemideki son gece uyumak zor oluyor.

Yalancı güneş: Açık veya az bulutlu soğuk havada ışığın atmosferdeki buz kristallerinde kırılarak yansıması nedeniyle güneşin etrafında beliren halkaların ana eksenlerinde gözlenen küreciklere verilen ad... Edward Belcher, 1852.

Yalancı Güneş

Kuzeybatı Geçidi’ni arayan kâşiflerinin dümen suyunda yaptığımız 2,652 millik yolculuğun son durağı Pond Inlet’te açıyoruz gözümüzü. Köydeki toprak pist kısa olduğundan Nunavut’un başkenti Iqaluit’e pervaneli küçük uçaklarla uçacakmışız. Oradan da büyük uçakla Ottawa’ya. Soğuk, yerkürenin battaniyelerini kim bilir hangi yüklüğe kaldırmış ki hava ayaz mı ayaz. Boğazın iki yanında, Bylot Adası ile Baffin Adası üzerindeki dağlar bembeyaz. Karın ardından hava aniden soğuyunca daha birkaç gün önce geçtiğimiz Navy Board Inlet donmuş. Köyün önünde yalnız değiliz bugün. Norveç bandıralı bir gemi de yolcu indirmeye gelmiş. Bir günde bu kadar yoğun trafiğe alışkın olmayan havaalanı çalışanlarını yorucu bir gün bekliyor. 

 

Pond Inlet'te gezgin yolcularını indirmek için sıra bekleyen Norveç gemisi.
Pond Inlet'teki kısa toprak pist ancak küçük pervaneli uçakların iniş ve kalkışına izin veriyor.

Mürettebattan biri Soğuk’un beni çağırdığını haber veriyor. Güverteye çıkınca, “Bak!” diyor Soğuk, güneşi işaret ederek. “Aramızdaki bağı perçinlemek için sandığımdaki nadir parçalardan yalancı güneş ve halesini göstermek istedim.” Dikkatli bakınca güneşin etrafındaki ışık halkasını görüyorum. Halkanın ana eksenlerindeyse küçük ışık kürecikleri var. “Açık veya az bulutlu soğuk havada ışığın atmosferdeki buz kristallerinde kırılarak yansıması sonucu güneşin veya ayın etrafında halka oluşur. Eksenlerdeki küreciklere de yalancı güneş denir. Bazı Inuit kabileleri yalancı güneşi şamanların diğer dünyalara seslenmekte kullandıkları kasnağı temsil ettiğine inanır.” Konuşurken bir yandan da kösteğinin ucundaki anahtarı sallıyor Soğuk. Hem de gözüme sokarcasına. Biraz dikkatli bakınca bir değil birkaç tane olduklarını görüyorum. “Hayrola!” deyince, “Bende oyuncak sandığı da çok, anahtar da,” diye cevap veriyor. “Svalbard’da, Antarktika’da, Sibirya’da oynadığım oyuncakları sakladığım sandıklar… Gezen görür,” diyerek kar bulutunun yanında oluşan yay şeklindeki kısa gökkuşağına doğru uçuyor.

 

Uçağın daracık penceresinden yudum yudum içiyorum tepeleri kar kaplı dağları, buzulları, donuk güneşi, huzuru… Ve buz kaplı Kuzeybatı Geçidi'ni...

Birkaç saat sonra da ben uçuyorum. Kutup Bölgesi’nin en yetkin rehberiyle bir daha görüşmek kısmet olur mu, bilemiyorum. Küresel ısınma, savaşlar, salgınlar, hücrelerimin bağışladığı ömür… Uçağın daracık penceresinden yudum yudum içiyorum tepeleri kar kaplı dağları, buzulları, donuk güneşi, huzuru… Ve buz kaplı Kuzeybatı Geçidi’ni…

DİPNOTLAR
1. Yerkürenin üç boyutlu, zamana bağlı değişken uzayda tanımlanması ve ölçülmesi ile ilgilenen disiplin.
2. 1980’den beri dünyadaki yüzey sıcaklığı 1 derece artmış ama Kutup Bölgesi’ndeki artış bunun tam iki katı. Bu ısınma eğilimi sürerse 2036’dan itibaren Kuzeybatı Geçidi’nin yılda en az beş hafta boyunca açık kalacağı tahmin ediliyor. 

KAYNAKÇA

1. A History of Arctic Exploration, Matti Lainema-Juha Nurminen. Conway, 2001.
2. Ultima Thule, Jean Malaurie. W.W. Norton & Company, 2003.
3. Across the Top of the World, James P. Delgado. British Museum Press, 1999.
4. Arctic Dreams, Barry Lopez. Pan Books Ltd., 1986.
5. The Arctic Grail, Pierre Berton. The Canadian Publishers, 1988.
6. Roald Amundsen and the Exploration of the Northwest Passage, Fram Museum Exhibition, 2006.
7. The Arctic, A Guide to Coastal Wildlife, Tony Soper. The Globe Pequot Press Inc., 2016
8. A Naturalist’s Guide to the Arctic, E.C. Pielou. The University of Chicago Press, 1994.
9. The Northern Lights, Dr. Syun-Ichi Akasofu. Alaska Northwest Books, 2009.
10. National Geographic, The Arctic is Heating Up. 09.2019

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *