DÜNYANIN TEPESİNDEKİ ADA: GRÖNLAND (BÖLÜM 1)

Dünyanın Tepesindeki Ada: Grönland

H

ostes kapıyı açar açmaz ev sahibi küçük uçağımızın içine süzülüyor. Hiç beklemedikleri anda Tabiat Ana’nın buradaki canlı, cansız bütün varlıklarını yöneten Soğuk adındaki evladını karşılarında bulan yolcular aylardan ağustos olmasına rağmen derhal paltolarına sarınıp başlıklarını, atkılarını takıyorlar. Eldivenlerini giymeye fırsat bulamayanlarsa nefesleriyle avuçlarını ısıtmaya çalışıyor. Yanımıza geldiğinde kaztüyü kabanımın yakalarını kaldırırken kulağıma eğilip dünyanın tepesindeki adaya, Grönland’a yapacağımız ziyarette bizi mümkün olduğunca yalnız bırakmayacağını fısıldıyor. Aklıma Kör Şaman’ın dedikleri geliyor: ‘Ülkemiz büyüktür. Onun bağrında sakladığı sırları Beyazlar hayal bile edemez. Bizim burada iki farklı yaşantımız var; sıcak güneşin yaktığı meşalenin altında geçen yaz; kuzey rüzgârının savurduğu kamçının altında geçen Kış. Bizi daha çok karanlık ve soğuk derin düşüncelere sevk eder. Ve uzun karanlık ülkeyi kapladığında düşünceler dolambaçlı patikalarda yolculuğa çıkar.’

Rengârenk evleriyle Ilulissat, Disko Körfezi’nin soğuk sularında yüzen buzdağlarını seyrediyor. Binlerce yıldır seyretmeye doyamadığı sanat eserlerini…

Gizemli Çöl

Atlantik aşırı uçuşlarda üzerinden geçerken uçsuz bucaksız görünen buzörtüsünde aklımın bir köşesini bıraktığım yerkürenin en büyük adasına ayak basıyorum nihayet1. Batıda, kıyı şeridinin küçük bir bölgesi dışında Grönland’ın yüzde 80’ini kaplayan buzörtüsüne2 Alman buzulbilimci Ernst Sorge Beyaz Çöl adını takmış. ‘Gözlerimin önünde dünyada hiçbir yerde olmadığı kadar engin bir sadelik serili. Onun gibi binlerce sır saklayan başka yer yok,’ dediği buzörtüsü adanın kıyılarına doğru nehir gibi akan bütün buzulların anası, buzdağlarının büyükannesi… 1888’de Grönland’ı doğudan batıya kateden ilk insan olan Norveçli kâşif Fridjof Nansen dünyadaki iki büyük buzörtüsünden biri olan buradakine3 Gizemli Çöl adını vermiş. İçine giren her canlıyı yutmaya hazır buzdan bir çöl…

Mihmandarımız Soğuk’u karşılaştığımız herkesin saygıyla selamlaması dikkatimi çekiyor. Otele doğru yola çıkarken bizi İzlanda’dan Ilulissat’a getiren pervaneli uçağımız alçaktan uçtuğundan ilk kez doya doya seyredebildiğim buzörtüsünü bilim insanlarının çöle benzetmelerini ilginç bulduğumu söylüyorum. Soğuk, “Nedeni basit,” diyor. “Çünkü Grönland’a bir yılda yağan kar Büyük Sahra’ya yağan yağmurdan fazla değildir4. Çölden farkı vaha olmaması ama burada onların yerini yaz aylarında oluşan ve son yıllarda sayıları hızla artan göller aldı. Altı oyularak bir gecede yok olan safir renkli göller… Buzörtüsünün dışında kalan yerler de çöle benzer. Onun gibi çıplak, ıssız ve susuzdur. Ancak kum yerine taş ve kaya kaplıdır. Hatta bazı yerler o kadar kayalıktır ki Grönlandlılar toprağın tadını sadece Danimarka’dan getirilen patatesin kabuğundaki toprak kalıntılarından alırlar,” derken yüzünü soğuk bir tebessüm kaplıyor. Soğuk’un kendisi gibi nüktesi de soğuk!

Grönland’la Kanada arasındaki buzdağlarının yüzde 10’u Ilulissat yakınındaki adı Güney Buzulu anlamına gelen Sermeq Kujalleq adındaki buzuldan doğuyor.

Buzdağı Cenneti

Kısa da olsa Grönland’a bu ziyareti aslında becerikli tur operatörümüze borçluyuz. İzlanda’ya kadar gitmişken nasıl yapsak da kuş uçuşu 180 mil batıdaki, dörtte üçü Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan Grönland’a geçsek diye danıştığım İzlandalı hanım, “Ondan kolay ne var, neresine gitmek istersiniz?” deyince havalara uçmuştum. Tereddüt etmeden Newfoundland’de Atlantik Okyanusu’nu gören evimizin penceresinden seyretmeye doyamadığım, kırılıp küçüldükçe üzüldüğüm, eriyip yok oldukça bir yakınım ölmüş gibi yas tuttuğum buzdağlarının çoğunun doğduğu Ilulissat demiştim. İnanması zor ama oradayım.

Yola boyu sohbetimiz sürüyor. Soğuk, “Ben de geleli ancak birkaç hafta oldu,” diyor. “Antarktika’daydım. Malum, kış sırası şimdi Arktik’te. Bir buzdağı cenneti olan Ilulissat kuzeyde en sevdiğim yerlerden biri olduğundan kışı burada karşılıyorum.” Gözüm denizi kaplayan buzdağlarına kayınca anlatmayı sürdürüyor: “Çoğu kuzey yarıküredeki en üretken buzulun yavruları. Grönland’la Kanada arasındaki buzdağlarının yüzde 10’u Güney Buzulu anlamına gelen Sermeq Kujalleq adını taşıyan bu buzuldan doğar. Unutmadan söyleyeyim: Buzul, tek başına buzörtüsünün yüzde 7’sini denize taşır. Titanic’in batmasına neden olan buzdağı da muhtemelen bu buzuldan doğanlardandı. Bilim insanları 1850’lerden beri üzerinde çalışıyor.”

Kömür ocaklarına yerleştirilen kanaryalara benzer buzullar, iklim değişikliklerini ilk onlar haber verir. Küresel ısınma nedeniyle buzulların çoğu hızla küçülüyor.

Göz açıp kapayana kadar otele geliyoruz. “Biraz dinlenin,” diyor Soğuk. Nerede buluşacağımızı sorunca merak etmememizi, her yerde olduğundan kolaylıkla onu bulacağımızı söylüyor. Odamız Ilulissat’a hâkim bir tepede. Rengârenk evleri dev granit blokların üzerine oturan kent Disko Körfezi’nin soğuk sularında yüzen buzdağlarını seyrediyor. Binlerce yıldır seyretmeye doyamadığı sanat eserlerini…

Tabiat Ana’nın Çocukları

Bir şeyler atıştırıp dışarı fırlıyoruz. Hava sanki biraz ısınmış. Otelden yürüme mesafesindeki kente inerken Soğuk’la karşılaşıyoruz. Keyfi bıraktığımız gibi değil, rengi biraz solmuş. Nedenini sorunca Sıcak’tan şikâyet ediyor: “Kardeşimle hiç anlaşamayız. Buraları çoktan terk etmiş olmalıydı fakat hâlâ ortalıkta. Görmüyor musunuz, hava ne kadar sıcak! Karakterlerimiz taban tabana zıttır. Ömrümüz birbirimizin yaptığını bozmakla geçer. İşin kötüsü diğer kardeşlerim de onun etkisinde kalmaya başladı. Baksana Rüzgâr’a! Tropik fırtınalar, kasırgalar ne kadar sık son yıllarda. Esip yıkıyor ortalığı. Hem de en olmayacak yerlerde. En sevdiğim kardeşim Su da zaman zaman ona uyuyor; yağmur oluyor, sel oluyor, önüne ne gelirse sürükleyip götürüyor. Aslında suçun onlarda olmadığının farkındayım ama bazan dayanamıyorum. Yoksa bilmez miyim, suçun hesapsızca tüketen, karbon salmaya doymayan, gözlerini kâr hırsı bürümüş çokuluslu şirketlerde, onlara göbeğinden bağlı politikacılarda, ülke yöneticilerinde ve anlatılan masallara sorgusuz sualsiz kanan saflarda olduğunu.

2004’te UNESCO tarafından dünya mirası olarak kabul edilen, 1.000-1.500 m derinliğiyle dünyanın en derin fiyorduna, eşsiz Ilulissat Buzfiyordu’na yazık değil mi? Şu mavi yarıklarla damarlanmış sumermeri beyazlığındaki buzula baksana! Doğurduğu şu dağları nasıl anlatmalı? İçlerinde 60 km2 büyüklüğünde, 75 milyon ton ağırlığında olan devler var. Ya şu denizin üzerinde açan ve biri diğerine benzemeyen buzdan çiçeklere, hayvanlara yazık değil mi? Kömür ocaklarına konan kanaryalara benzer buzullar, iklim değişikliklerini ilk onlar haber verir. Küresel ısınma yüzünden buzulların çoğu gibi Sermeq Kujalleq de küçülüyor. Elimden geleni yapıyorum ancak 8 km genişliğindeki buzul 1900-2000 arasındaki 100 yılda 13 km geri çekilirken sonraki 10 yılda 14,5 km geri çekildi. Akış hızı da son on yılda altı kat arttı. Günde 19 m (2016) hızla ilerlediğinden dünyanın en hızlı akan, yani en hızlı küçülen buzulu. Yazık değil mi?”

Kendilerini kısacık yazın heyecanına kaptıran yeşil otları, kutup pamuklarını, papatyaları görünce Soğuk’a Grönland’da bir zamanlar Sıcak’ın sözünün geçtiğini hatırlatıyorum. 40-50 milyon yıl önce, Avrasya ile Kuzey Amerika plakalarının birbirinden ayrılmaya başladığı Eosen Devri’nde adanın ikliminin tropikal olduğunu, bilim insanlarının incir ve manolya fosilleri bulduğunu, bir zamanlar sekoya, kavak, ceviz, kestane, meşe, defnelerle kaplı olduğunu okuduğumu söylüyorum. Güneş bir bulutun arkasına saklanınca ısı düştüğünden keyfi yerine gelen Soğuk, “O zaman olanlar dünyanın yörüngesindeki, güneşin faaliyetlerindeki, atmosferdeki değişikliklere ve dünyanın eksenindeki kaymaya bağlıydı. Oysa şimdiki ısınma büyük ölçüde insanoğlunun suçu.

Son Buz Çağı’nda Sıcak’ı özellikle kuzeyden kapı dışarı ederek dünyanın yüzde 25’ini buzla kaplayacak şekilde ipleri ele geçirmiştim. Grönland’daki buzörtüsü de o çağın eseridir.” Soğuk’un sözünü kesmeden dinliyorum. “Az da olsa her yıl yağan taze kar bir öncekinin üzerini örterek ağırlığıyla onu buz haline getirir. Kalınlığı 1,5 km ile 3 km arasında değişen örtü binlerce yılın sonunda iyice ağırlaşıp adayı yeniden şekillendirdi: İç kısmı kâse gibi çöktü, hatta bazı yerlerde deniz seviyesinin 350 m altına indi.” Dev kitlenin nasıl hareket ettiğini sormadan edemiyorum. “Zamanla kalınlaşan buz tabakasının basıncı o kadar yükseldi ki bu basınç tabanda ısıya dönüştü ve oradaki buzu eriterek kitlenin bir sıvı yastığı üzerinde eğimli yöne doğru kaymasına neden oldu. Bu doğal harekete ek olarak son 20 yılda ısınmaya bağlı çok sayıda göl ve kuyu benzeri buzkazanları ortaya çıktı. Bu kazanlardan buzulla kaya arasına boşalan su, kaydırıcı etkiyi yağ gibi artırarak hızın yaklaşık iki kat artmasına yol açtı.

Kayan tabaka dağ benzeri yüksek bir engele geldiğinde parçalanarak nehir gibi akan buzullara dönüşür. Vadilerde, boğazlarda hızlanarak akmaya başlayan buz nehri sonunda denize ulaşır. O zaman işte eşsiz heykeltıraş Tabiat Anamız kardeşim Su’yu alır eline. Onu keskin bir alet gibi kullanarak kalın buzun denize uzanan dilini alttan, yandan sabırla oyar. Ve sonunda dayanaksız kalan ağır kütle gök gürültüsünü andıran bir sesle kırılınca nur topu gibi bir buzdağı doğar.” 

Zaman Makinası

Suratı asılan Soğuk anlatmayı sürdürüyor: “Buzlar belki dünyanın yüzde onunu kaplıyor ama tatlısuyun yüzde yetmiş beş-seksenini içinde barındırıyor. Bu yüzden Grönland’daki buzörtüsünün üzerine titriyorum7. Gelir gelmez içimi dökerek canınızı sıkıyorum fakat sizi neyin beklediğini bilmenizi istiyorum. Gelenlere de anlatıyorum. Her yıl cep telefonunu, televizyonunu, arabasını değiştirmekten başka şey düşünmeyenler farkında olmasa da milyonlarca, belki de milyarlarcasının geleceği dünyanın tepesindeki bu adada olanlara bağlı.

Biliyor musun, buzörtüleri yeryüzüne gelen güneş ışığını yansıtarak küresel ısınmanın etkisini azalttığından çok önemlidir7. Ölçümlere göre belki buzörtüsünün ortası kalınlaşıyor ancak uçaklar ve uydularla yapılan gözlemlere göre kenarları hızla inceliyor ve küçülüyor. 2000’li yıllardan beri eklenen buz eriyen buzu karşılamıyor. Çünkü Grönland artık yazları ortalamanın 4-5˚C üzerinde ısınıyor. Bu nedenle erime sadece 30 yılda yedi kat arttı. Buzörtüsü 1990’larda 10 yılda 1 mm erirken son on yılda erime 7 mm’ye çıktı. Bu sürede yaklaşık 3,8 trilyon ton buz eridi ve sonuçta deniz seviyesi 10,6 mm yükseldi. Bu hızla sürerse yüzyıl sonuna kadar deniz seviyesinin elli cm ila bir m arasında yükselmesi, iklimi doğrudan belirleyen okyanuslardaki büyük su döngüsünün yavaşlaması, yön değiştirmesi, hatta kesilmesi işten değil. Ekonomik felaket bir yana birçok kıyı şehri ve ada sular altında kalınca 300 ila 500 milyon insanın zorunlu olarak geçmişlerini suya gömerek acı içinde göçmek zorunda kalmaları kaçınılmaz olacak. Grönland’daki buzun tamamen erimesini ise düşünmek dahi istemiyorum. Çünkü deniz seviyesini 7,4 m yükseltebilecek miktarda buz içeriyor9.

Grönland artık yaz aylarında ortalamanın üzerinde ısındığından erime son 30 yılda yedi kat artmış. Buzörtüsü 1990’larda 10 yılda 1 mm erirken son on yılda erime 7 mm’ye çıkmış.

Bu ay gelir gelmez adayı kuzeyden güneye, doğudan batıya dolaştım. Buzörtüsünün üzerinde özellikle batıda ısınmaya bağlı olarak koyu renkli alg patlamaları ve fosil yakıtın atığı olan karbonun birikmesi nedeniyle oluşan koyu bölgeler gördüm. Yani burada yepyeni bir biyolojik ortam oluşmuş. İşin kötüsü bu koyulukların güneş enerjisini emerek ısınmasıyla daha fazla buz eriyor ve yeni koyu bölgeler oluşuyor. Onların da daha fazla enerji emmesi daha hızlı erime demek. Duyamadım! İklim değişti bile mi dedin?” “Evet, bunu kamuoyu hâlâ tartışıyor ama bilim tartışmıyor,” diye cevap veriyorum. Soğuk devam ediyor: “Grönland’ı hallaç pamuğu gibi atarak dünyayı gelecekte nelerin beklediğini saptamaya çalışan biliminsanlarından duymuştum; geçmişi bir milyon yıl önceye dayanan buzörtüsünün derinliklerinde binlerce yıl öncesini görebildiklerinden ona zaman makinesi diyorlardı. Aldıkları karotlardan daha şimdiden son 125,000 yıldaki bütün coğrafi koşulları okuyabiliyorlar.” Soğuk içini dökerken buz için ‘dondurulmuş zaman’ diyen, âşık olduğu Grönland’a yedi kez giden yazar Gretel Erlich’in kulaklarını çınlatıyorum.

Grönladlılar yalnız yaşamayı sevmez. Eş dost ziyaretleri hayatın parçası hatta tadıdır. Bir araya gelip doğum günlerini kutlar, masallar anlatır, şarkılar söyler, eğlenirler.

İlk Sakinler

Otelle kent arasındaki limanı ve balık fabrikasını geçip merkeze gelirken hasis güneşin tadını çıkarmak düşüncesiyle çocuklarını gezdiren annelerle selamlaşıyoruz. Buzörtüsünün hızla erimesinin yarattığı kasvetli havayı dağıtmak niyetiyle lafı değiştirip yerli dilinde ‘buzdağları’ demek olan Ilulissat’a getiriyorum. “Yaklaşık 4,500 sakiniyle adanın üçüncü büyük kenti8,” diye anlatıyor Soğuk. “Kutup Dairesi’nin 290 km kuzeyindeyiz şimdi. Danimarkalılar kentin 1741’de ticaret üssü kurmak amacıyla yer arayan tüccar Jacob Severin tarafından kurulduğunu söyler. Sanki burada kendilerine ‘İnsanlar’ anlamına gelen Inuit diyen kavmin binlerce yıl önce gelip yerleştikleri Ilulissat adında bir yer hiç yokmuş gibi…”

Buzörtüsünün üzerinde doğan güneşi simgeleyen Grönland bayrağı.

Söz bir zamanlar Eskimo, sonradan Inuit denen yerlilere gelmişken kim olduklarını, nereden geldiklerini merak ediyorum9. “Grönland milyonlarca yıl önce Kuzey Amerika’nın bir parçasıydı. Tektonik levhaların hareketi sonucu koparak ada haline geldi. Dünyada borumu bütün gücümle öttürebildiğim Son Büyük Buz Çağı’nda donan Bering Boğazı üzerinden Amerika’ya geçen Asyalıların soyundan gelen ve sizin tarihçilerin verdiği adla Paleo-Eskimolar buranın ilk sakinleri. MÖ 2500’lerde gelen bu göçerleri şimdi Kanada’ya ait olan adaları sıçrama tahtası gibi kullanarak sırasıyla Saqqaq, Dorset ve Thule olarak adlandırılan kavimler takip etti. Havanın nispeten ılık olduğu dönemlerde gelenler yaylarını, oklarını kullanarak avladıkları misköküzü, rengeyiği, kutup tilkileri sayesinde hayatta kalırken soğuk dönemlerde adaya ulaşanlar deniz buzunun üzerine çıkıp zıpkınlarıyla fokların, morsların, balinaların peşine düşüyorlardı.

Bugün Grönland’da yaşayanlar MS 1050 dolaylarında gelen Thulelerin soyundan. O tarihlerde düşman kardeşim Sıcak’a teslim olarak terk ettiğim kıyı kesimlerine yerleştiler. Fakat bir süre sonra benim sözüm tekrar geçmeye başlayıp buzlar vaktiyle terk ettikleri yerleri geri alınca güneye indiler.

Grönland’a gelen kavimlerin ortak özelliği dünyada yalnızca kendilerinin yaşadığını düşünmeleriydi. Ama bugünün insanı gibi bencil olduklarından değil, karşılarına kimse çıkmadığından. Balina avcılarıyla karşılana kadar da böyle düşünmeye devam ettiler. Dünyadaki belki de en zor yaşam koşullarına yüzlerce yıl direnmeyi başaran insanların hayatı bu karşılaşmayla alt üst oldu. Neyse, bu konuya ileride döneriz. Dünya mirasının tadını çıkarmak varken ruhunuzu daha fazla karartmaya gerek yok.”

Konuşa konuşa kente ulaşıyoruz. İki anayolun kesiştiği yerde göndere çekilmiş bayrak dikkatimi çekiyor. Soğuk, “Grönland’ın bayrağı,” diyor. “Buzörtüsü üzerinde doğan güneşi simgeler.” Kentteki evlerin arasına giriyoruz. Hiçbiri geleneksel Inuit evi değil. Herhangi bir kuzey ülkesinin taşrasındakilerden farkları yok. Onlar gibi rengârenkler. Soğuk, “Neden olduğum donuk renkli atmosferi canlandırmak için olsa gerek Grönlandlılar evlerini gökkuşağını kıskandıracak renklere boyar,” diyor. Bahçeleriyse darmadağınık; kızaklar, skiler, bisikletler, av malzemeleri, çocuk oyuncakları…

Yerleşik düzene geçmeye henüz tam alışamayan Grönlandlıların evlerinin bahçeleri darmadağınık; kızaklar, bisikletler, skiler, av malzemeleri...

Soğuk şaşırdığımı görünce, “Tertipli olmak insanların çiftçi olmasıyla, yani yerleşik düzene geçmesiyle başladı. Buradaki yerlilerse daha 50- 60 yıl önce biraz da zorla kent ve köylerde toplandıklarından henüz tertipli olmayı öğrenemediler. Binlerce yıl avcılıkla geçinen Inuitin genlerine bu özelliğin yerleşmesi için yeterince zaman geçmediğini düşünemeyen Batılılarsa bunun farkında değil,” diyerek anlatmayı sürdürüyor. “Burada herkes kişisel giysi, ev, çadır, kayak10, av aletleri, dikiş ve mutfak malzemeleri dışında açıkta bulduğu her şeyi kullanabilir. İşi bitince getirir yerine koyar. Grönlandlıların arazi mülkiyeti kavramı da yoktur fakat ev sahibi olabilirler. Bahçelerine çit de koymazlar. Yeni ev yapan birisi komşunun manzarasını engellememeye, çevreye zarar vermemeye dikkat eder. Kapılarını kilitlemezler bile. Yalnız yaşamayı da hiç sevmezler. Akraba, eş dost ziyaretleri hayatın parçası hatta tadıdır. Bir araya gelip doğum günlerini kutlar, masallar anlatır, şarkılar söyler, eğlenirler.

Bugün Grönland’da yaşayanlar MS 1050 dolaylarında gelen Thulelerin soyundan. Grönland Ulusal Müzesi.
Inuit için akraba, eş dost ziyaretleri hayatın parçasıdır. Bir araya gelip doğum günlerini kutlar, masallar anlatır, şarkılar söyler, eğlenirler. Grönland Ulusal Müzesi.

Batı tipi toplumda yaşayanlara göre dağ kadar büyük olduğu düşünülen sorunlar Inuit için çerezdir. Onların tek sorunu ölümle kalımı birbirinden ayıran ince ipin üzerinde düşmeden yürüyebilmektir. Bu yüzden canın değerini bilir, yaşamaktan zevk alırlar. Çok neşelidirler, hatta bir çocuk kadar… Ara sıra tabii kederlenirler ama kısa süreliğine, hemen ardından o ânın tadını çıkarmaya çalışırlar. Onu en çok üzen şey etrafta birisinin yokluk ve açlık çekmesidir. Bu yüzden ‘İnsanlar’ elinde ne varsa bölüşür.”

Can Yoldaşları

Evlerin arasında dolaşırken köpekler havlamaya başlıyor. Hepsi zincirle kulübelerine bağlı. Soğuk, birinin yanına gidip başını okşarken, “Burada neredeyse insan sayısı kadar köpek vardır,” diyor. “Kızak köpekleri ünlüdür Ilulissat’ın. Çok dayanıklıdırlar. Başka türlü ne onlar hayatta kalır ne de kızaktakiler. Benimle içli dışlıdırlar ama siz sakın yaklaşmayın, sahipleri özellikle yarı vahşi yetiştirir. Köpekler Inuitin can yoldaşıdır, kader arkadaşıdır. Çünkü ‘ikisi de buz tutmuş deniz üzerinde koşturan aç hayvanlardır ve aynı rüyayı görürler: Yiyecek.’ Onları kızağa koşup yükü paylaşmayı öğretenler adaya en son gelen Thule kavmindekilerdir. Sanki koşmak, çekmek için yaratılmıştır bu hayvanlar. Kulübelerinde dört gözle kışın gelmesini ve kızağa koşulmayı beklerler. Tehlikeyi insandan önce hissettikleri söylenir. Sahipleri tarafından iki ya da üç günde bir beslenerek açlığa dayanıklı hale getirilirler. Inuit can yoldaşının üzerine titrer titremesine ama uzun süre yiyecek bulamazsa son çare olarak en zayıfından başlayıp sırayla öldürerek hem kendisi yemekten hem de diğer köpeklere yedirmekten çekinmez.

Her kızağın bir lideri olur. En öne koşulan bu köpek sahibinin aklından geçenleri anlayacak kadar zekidir. Diğerlerini ve kızağı sanki tek başına peşinden sürükler. Ataları Huski olan bu ırkın bozulmaması için adaya dışarıdan köpek getirmek yasaktır.”

Kıyıya inen yol üç dört katlı apartman bloklarının arasından geçiyor. Soğuk, yoksulların yaşadığı toplu konutlar olduğunu söylüyor. “Fakat Inuit yaşamına hiç uygun değiller. Evlerde av malzemelerini koyacak yer çok az. Bu yüzden malzemelerin çoğu balkonlardan taşıyor. Avrupalının ihtiyacı düşünülerek yapıldıklarından yerlilerin hayvan derisinden yapılan kaba giysileri dolaplara sığmıyor. Yerleştikleri ilk yıllarda avladıkları fokları banyolarında parçalayınca pıhtılaşan kan su giderlerini tıkıyordu. Zamanla alıştılar ama çoğu memnun değil bence.”

Inuitin canyoldaşı olan köpekler sanki koşmak, çekmek için yaratılmış. Kulübelerinde dört gözle kışın gelmesini ve kızağa koşulmayı beklerler.
Konut sorununu çözmek amacıyla Ilulissat'ta inşa edilen toplu konutlar.

Açık Hava Sergisi

Nihayet kıyıya iniyoruz. Kentin güneyindeki Ilulissat Buzfiyordu’ndan fışkıran buzul nehri neredeyse kentin önüne kadar uzanmış. Buzdağlarını hayran hayran seyrederken kalın bir metal levhanın yırtılmasına benzeyen sesle irkiliyoruz. Soğuk, sakin olmamızı, bir buzdağının doğumuna tanıklık ettiğimizi söylüyor. Kırılan binlerce ton ağırlığındaki dev parça dengesini bulmak için alabora olurken denizde kıyamet kopuyor. Püskürür gibi onlarca metre havaya fışkıran denizsuyu sakinleştiğinde binlerce yıl altta kaldığı için günışığı görmeyen buz tabanının gözü kamaşıyor. Tabii bizim de… Soğuk, güvenlik nedeniyle kıyıdan uzaklaşmamızı öneriyor. “10 metre yüksekliğindeki tsunamilere bile neden olur bu kopmalar. Bazan tedbirsiz davranıp kayaklarını, av malzemelerini sahilde bırakan avcılar dalgalardan zarar görür. Kıyıya yakın köyler bile etkilenir.”

Önümüzde bir açık hava heykel sergisi var. Hem de denizde! Tabiat Ana’nın sergisi… O kadar becerikli ki göz açıp kapayana kadar buzdağından yeni bir heykel çıkarıyor ortaya. Yonttuğu her tür hayvanı denize bırakmış. Gönüllerince yüzsünler diye… Kaplumbağalar, sümüklüböcekler, yunuslar, kurbağalar, atlar, boğalar, kuğular… Her ölümlü gibi onlar da ömürlerini tamamlayınca yok olacaklar ama toprağa değil denize karışarak… Yeniden doğmak üzere…

Tabiat Ana o kadar becerikli ki göz açıp kapayana kadar buzdağından yeni bir heykel çıkarıyor ortaya.

Güneş bir ara tekrar yüzünü gösterince Soğuk bizi yalnız bırakıyor. Akşama kadar kıyıda kayadan kayaya atlayarak dolaşıyoruz. Sis bastırınca Soğuk tekrar çıkıyor ortaya. Sergi de kapılarını kapatınca çaresiz otele dönmek düşüyor bize. Birdenbire etrafı kuzgunlar sarıyor. İklim ayırt etmeden dünyanın her tarafında ekmeklerini taştan, kardan, buzdan çıkaran simsiyah kuşlar… Soğuk, çok eskiden kuzgunların konuşabildiğini söylüyor: “İlginç olan konuşmalarından çok kelimelerin zıt anlamlarını kastederek konuşmalarıydı. Örneğin birisine teşekkür edeceklerinde hakaretler yağdırırlardı. Gün geldi kuzgunların bu küstah tarzına çok sinirlenen güçlü bir büyücü konuşma yetilerini gagalarından aldı. O günden beri sadece gaklıyorlar. Fakat huyları hiç değişmedi; hâlâ hırsızlık yapıyor, yalan söylüyor, kavga ediyorlar.” Hiç yadırgamıyorum. Politikacı kisvesi altında dünyada onlardan o kadar çok var ki. Hele son yıllarda…

DİPNOTLAR

1. Avustralya kıta olduğundan Kuzey Kutbu’na 740 km uzaklıktaki Grönland 2.166.086 km2 yüzölçümüyle dünyanın en büyük adası olarak kabul ediliyor.
2. Bu oran 20 yıl önce yüzde 95’miş. Buzörtüsünün şimdiki genişliği 1.125 km, uzunluğu 2.400 km, alanı 1.7 milyon km2.
3. Çok daha büyük olan diğeri Antarktika’yı kaplayan buzörtüsüdür.
4. Kutupaltı iklim koşullarının geçerli olduğu Grönland, buzörtüsünün üzerinde oluşan yüksek basıncın etkisinde. Bu nedenle Kanada veya İzlanda üzerinden gelen alçak basınç adaya yaklaşamıyor. En kuru ay şubat, en yağışlı ay ağustos. Yazları kısa ve soğuk, kışları uzun ve çok soğuk geçiyor. Ortalama yıllık sıcaklık 4,3 derece
. En sıcak ay temmuz (ort. 18,7 derece), en soğuk ay ocak (ort. -11,5 derece). Adanın kuzeyine çıktıkça kış ortalaması -31,5 dereceye kadar iniyor.
5. Grönland buzörtüsü Kuzey Kutup Bölge’sindeki tatlısuyun yüzde 99’unu, dünyadakinin yüzde 10’unu barındırıyor.
6. Denizsuyu güneş ışığının sadece yüzde 7’sini geri yansıtırken kar yüzde 85’ini, buz da yüzde 65’ini yansıtıyor.
7. 13 Haziran 2019 günü hava sıcaklığının 17,3 dereceye çıkmasıyla o gün iki milyar ton buzun erimiş. 31 Temmuz 2019’da ise bu miktar 10 milyar tona çıkmış. Temmuz toplamında eriyen buz 80 milyon olimpik havuzu dolduracak miktarda: 197 milyar ton.
8. Diğerleri adanın başkenti Nuuk ve Sisimiut.
9. Kutup Bölgesi’ndeki yerlilere Eskimo adını 1600’lerde Fransız bir rahip takmış. Kelimenin kökeni Kuzey Amerika yerlileri Algonquianların dilinde ‘çiğ et yiyenler’ anlamına gelen ‘ush-ke-um-wau’ kelimesi. Zamanla Eskimo adı aşağılamak için kullanılan bir sıfata dönüşünce Alaska ve Kanada’da yaşayanlar gibi Grönland’dakiler de kendilerini Inuit olarak adlandırmaya başlamış. Çoğul olan Inuitin tekiliyse Inuk.
10. Avcıların fok, mors, denizgergedanı gibi hayvanları avlamak için kullandıkları, bizim kano dediğimiz tek kişilik deri kaplı tekneler. 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *